3 Şubat 2008 Pazar

***AŞKIN VE TANRILARIN KENTİ OLYMPOS***

İsa’nın doğuşundan bin yıl önce; Homeros’ un devrinde bile Yunan Tapınağı “mabedi” vardı. İlyada ve Odisse de yunanlıların inandıkları tanrılar ve tanrıçalar; efsaneleri ve özellikleri ile biliniyor, tanınıyordu. Fakat bu efsaneleri anlatan şair Homeros Tanrıların geçmişlerini ve nerden çıktıklarını hiç anlatmamıştır. O sadece Zeus’ un Kronos’ un oğlu olduğunu, Okeanos ile karısı Thetis’ in bütün tanrıların ve varlıkların sahibi olduğun dan bahseder.

Sonraları yunanlılar inandıkları Tanrıların tarihlerini, onların nereden ve nasıl çıktıklarını aramaya başladılar. Eski Yunanlıların öğrenmek istedikleri ilk şey “Dünyanın yaradılışı” meselesidir. Onlar yerin,göğün, denizin, ışığın, suyun, havanın nasıl yaratıldığını bilmek istiyorlardı. Yeterli bilgileri olmadığından bütün bu şeyleri ve diğer tabiat olaylarını canlı birer varlık olarak kabul ederek, incelemeye koyuldular. Yeri, göğü, suları birer tanrı saydılar. Onlara kendi kafalarında birer insan şekli verdiler. Eski yunanlılar, yeryüzünün yepyeni olduğu daha kesin biçimini almadığı döneme Khaos adı vermişlerdi. Khaos kelimesi büyük bir karmaşayı anlatmak için kullanılır. Ve eski Yunanlılarda yeryüzünün ilk halini bir karmaşa, karışıklık olarak görüyorlardı. Efsanevi tanrılar, işte bu el değmemiş karmaşık toprağa bir düzen getiriyorlardı.

Kargaşadan ilk çıkan Gaia yeryüzünün anası yada ana tanrıçasıydı. Gaia dünyaya bir çok tanrı ve tanrıça getirdi. Yunanistan’ın en yüce dağı, tanrıların mekanı sayılan Olympos’ ta egemenlik kuran o büyük tanrılar ailesi Gaia’ nın soyundan gelmedir. Gaia’ nın çocukları eski çağ tanrılarının en güçlüleriydi, Yunanlılarda Romalılarda onları el üstünde tutarladı.

Gaia ölümsüzlerin yeri olan ve yıldızlarla bezeli olan göğü yani Uranos’ u yarattı. Ona, yani göğe kendisinide içine alsın kaplasın diye kendi büyüklüğünü verdi. Ondan sonra Gaia yüksek dağları, ahenkli dalgaları bulunan Pontos’ u, denizi meydana getirdi. EROS (AMOUR)

Eros annesi Aphrodite gibi dünyaya güzellik ve neşe getirir, insanların gönüllerini aşk ateşi ile yakar, insanların mutluluklarını yada sonlarını hazırlardı. Sırtında bir çift kanadı vardı. Bu kantlarla dünyayı dolaşır geçtiği yerlere çiçek kokuları saçardı. Eros’ un elinde her zaman okları olurdu. Bu oklarla insanları kalplerinden vurur onları birbirine aşık ederdi. Ve bir gün kendiside bir güzele aşık oldu.

Psykhe (Ruh) bir kralın üç kızının en güzeli idi. Gerçekten o kadar güzel, o kadar alımlıydı ki görenler onu Aphrodite sanıyorlar ve ona tapıyorlardı. Aphrodite bir ölümlü ile karıştırılmaktan hiç hoşlanmamıştı. Bu yüzden bir gün oğlu Eros’ u yanına çağırdı ve onu dünyanın en çirkin erkeğine aşık ederek cezalandırmasını istedi. Eros annesinin isteğini yerine getirmek için hemen yola koyuldu. Psykhe’ yi bulduğunda, çok gururlu olan ve kimseye aşık olmamakla övünen bu genç kızı, dünyanın en çirkin, en kötü erkeğine aşık etmeye niyetliydi ancak kalbini nişan alarak oku atmak üzereyken Psykhe’ nin güzelliği aklını başından aldı. Onu başkasına aşık etmek isterken kendisi aşık olmuştu. Psykhe’ yi alıp sihirli bir saraya götürdü. Bu saray uyuyan bir ormanın ortasında kurulmuş, muhteşem fakat ıssız bir saraydı. Kanatlı güzel delikanlı gece karanlık düştükten sonra kendini göstermeden saraya giriyor ve sevdiği ile buluşuyordu. Sihirli sarayda bir insanın isteyebileceği her şey vardı. Fakat Psykhe’ nin tek istediği kendisini deliler gibi seven bu delikanlının yüzünü görmekti. Fakat Eros bunu kabul etmiyordu, gece hep karanlıkta geliyor ve güneş doğmadan da gidiyordu, akşamları sarayda ateş yada mum yakılmasını yasaklamıştı. Psykhe ne kadar yalvarsa da fayda etmedi.

“Aşkımızın sırrını kalbinde taşıdığın sürece mutlu olacaksın” dedi Eros “Beni görmeyi aklından bile geçirme kim olduğumu ya da kimin oğlu olduğumu öğrenme, bilmeden tanımadan beni körü körüne sev. Senden gizlenen şeyleri öğrenmeye çalışarak mutlu olma fırsatını elinden kaçırma.”
Ve Psykhe de bunu kabul etmiş. Eros’u görmeden kim olduğunu bilmeden körü körüne sevmişti. Birlikte çok mutluydular ancak Psykhe’ nin kız kardeşleri onların bu mutluluğunu kıskandılar.. bir gün kardeşlerini ziyarete geldiklerinde ona sevdiği delikanlının dünyanın en çirkin, en iğrenç, en vahşi görünümlü erkeği olduğunu söylediler. Eğer güzel bir delikanlı olsaydı, sevdiğinden yüzünü gizlemezdi, seni böyle ıssız bir sarayda tutmazdı dediler. Ve ona gece sevdiği gelmeden önce yanan bir lambaya vazoyu ters çevirip koymasını söylediler. Böylece Eros uyuduktan sonra vazoyu kaldırıp aydınlıkta onun yüzünü görebilecekti. Psykhe merakına engel olamayarak kardeşlerinin dediklerini yaptı. Yanan lambayı bir vazonun altına gizleyerek sevdiğini beklemeye başladı. Eros her şeyden habersiz saraya dönmüş kendisini sevdiği kadının kolları arasına bırakmıştı.kısa sürede uyuya kaldı. Psykhe Eros uyuyunca gürültü yapmadan yavaşça yataktan kalktı ve ters çevirdiği vazoyu alarak lambayı eline aldı, yatağa yaklaştığında gördükleri karşısında hayrete düştü. Çirkin ve iğrenç bir erkek görmeyi beklerken, genç, çok yakışıklı bir erkekle karşılaşmıştı. Eros’ un yakışıklılığı dünyadaki hiçbir erkekle kıyaslanamadı. Yüzü tarif edilemeyecek kadar güzel bu delikanlıyı görünce Psykhe’ nin ona duyduğu aşk daha da arttı. Sevdiğini anlından öpmek için eğildiğinde elindeki tabağı düz tutamadığından içinde fitil bulunan lambanın kızgın yağından bir damla Eros’ un çıplak omzuna damladı. Eros duyduğu acıyla sıçrayarak uyandı. Sevgilisinin kendisini dinlemeyip ona oyun oynadığını anlayınca hemen kanatlarını açıp uçarak oradan uzaklaştı. Eros’ un gitmesiyle yaptığı büyülü sarayda bozuldu. Psykhe üzüntüden ne yapacağını bilmez olmuştu. Hatası yüzünden dünyada her şeyden çok sevdiği kişiyi kaybetmenin acısıyla yollara düştü. Sevdiğini tekrar bulma ümidiyle tüm dünyayı dolaştı, sayısız yerler gezdi ama bir türlü Eros’ un izine rastlayamadı. Nihayet dolaşmaktan bitkin bir halde Aphrodite’ in sarayının kapısını çaldı. Onun kendisine acıyıp oğlunun yerini söyleyebileceğini düşünmüştü ancak Aphrodite ona yardım etmek bir yana onu bir köle gibi çalıştırmaya başladı. Zavallı Psykhe sevdiğine ulaşabilmek için buna da razı oldu ve tek kelime dahi etmeden kendisine emredilen her şeyi yaptı. Eros için her türlü acıya katlanmaya razı oldu.

Nihayet bir gün Eros’ un yanan omzu iyileşti ve kendisine bu kadar yürekten bağlı olan sevgilisinin kaderini değiştirmek için Olympos’ a gitti. Zeus’ un ayaklarına kapanıp Psykhe’ nin kurtarılması ve kendisine eş olarak verilmesi için yalvardı. Zeus onun tüm isteklerini kabul ederek Hermes’ e Psykhe’nin Olympos’ a getirilmesini emretti.

Psykhe tanrılar katına getirildi ve orada hayatta her şeyden çok sevdiği insanla evlenerek çok mutlu bir hayat sürdü. Kolaylıkla elde edilebilen bir şey değildir mutluluk. Özellikle de aşkın olduğu yerde, çoğu zaman acılar hüküm sürer. İnsan mutlu olmak için aşkı ister ama genellikle acı çeker. Aşk basit bir duygu değildir. Ve hiçbir zamanda basit olmayacaktır. Acıların denizine sahiptir gerektiğinde, gerektiğinde ise mutluluğun pembe bulutlarına… Ama tüm bunlara rağmen çoğu kişi aradığı aşkı bulamaz. Kimileri ise bulsalar bile hep bir adım fazlasını isterler. Ve bunlarda çoğu zaman hüsranla biter. Hikayemizde aşk önce mutlu etmiş sonra da acısını yaşatmıştı. Ve aşkın peşinden koşulmasaydı mutluluk olamayacaktı belki de sonu…

Bizler de hep koşarız aşkın peşinden. Ama hep daha fazlasını isteyerek koşarız. Ve sonuçta mutsuz oluruz. En ümitsiz anımızda gelir kapıyı çalar. Kimseye sormadan yerleşir kalbin en derin yerine. Beklide beklenmeden geldiği ve en derine yerleştiği için yaşamaktayızdır acıları…

OLYMPOS’ A AŞIK OLMAYA DEĞMEZ Mİ SENCE?

TANRILARIN, ACILARIN, MUTLULUKLARIN VE AŞKIN KENTİ OLYMPOS ve TABİ UMUTLARIN.

Hiç yorum yok: